Konfor Alanına Sıkışmış Öğretmen Olmak

Alt Başlıklar

Öğretmenlikte konfor alanı çoğu zaman güvenli bir yer gibi görünür. Maaş bellidir, görev tanımı nettir, yarın ne olacağı aşağı yukarı tahmin edilebilir. Bu düzen, dışarıdan bakıldığında mantıklıdır. Hatta birçok öğretmen için “elde tutulan” bir kazanım gibi durur.

Ancak konfor alanı her zaman rahatlatmaz. Bazen hareket alanını daraltır, bazen düşünmeyi erteler. Zamanla öğretmeni korumaktan çok, olduğu yerde tutan bir çerçeveye dönüşür. İlerleyememe hissi tam da burada başlar; görünmez ama sürekli bir sıkışmışlık duygusuyla.

Bu yazı, öğretmenleri suçlamak için değil. Konfor alanının öğretmenlikte nasıl oluştuğunu, neden ilerleme hissini körelttiğini ve fark edilmediğinde nasıl çürütücü bir etki yarattığını birlikte düşünmek için. Hazırsan başlayalım!

Öğretmenlikte Konfor Alanı Nasıl Oluşur?

Öğretmenlikte konfor alanı genellikle bilinçli bir tercih değildir. Kimse “ilerlememeyi” hedefleyerek mesleğe başlamaz. Konfor alanı, yıllar içinde küçük kabullerin yan yana gelmesiyle oluşur. Değişmeyen müfredat, aynı okul düzeni, benzer öğrenci profilleri ve her yıl tekrar eden rutinler bu alanı yavaş yavaş örer.

Sistem, öğretmeni risk almaya değil uyum sağlamaya teşvik eder. İnisiyatif alan öğretmen çoğu zaman desteklenmez; hata yapan öğretmen görünür hâle gelir. Bu yapı içinde öğretmen, zamanla hareket etmemeyi öğrenir. Sessiz kalmak, sorgulamamak ve “olanı olduğu gibi kabul etmek” güvenli bir refleks hâline gelir.

Bir noktadan sonra konfor alanı öğretmeni koruyan bir çerçeve olmaktan çıkar. Öğretmenin karar alanı daralır, etki gücü azalır. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerindedir; içeride ise öğretmen, kendi mesleki sınırlarının içine sıkışmaya başlar.

Konfor Alanı Neden İlerleme Hissi Vermez?

Konfor alanında kalan öğretmen aslında çok çalışır. Ders anlatır, sınav yapar, evrak yetiştirir, sınıfa girer çıkar. Günler doludur ama ilerleme hissi zayıftır. Çünkü yapılan şeyler çoğu zaman tekrar eder; öğretmen kendini geliştirdiğini değil, günü tamamladığını hisseder.

İlerleme hissi, sadece zaman geçmesiyle oluşmaz. Etki görmek, karar alabilmek, bir şeyi değiştirebildiğini fark etmek gerekir. Konfor alanı ise öğretmeni tam olarak bu noktadan uzaklaştırır. Her şey bellidir, sınırlar çizilmiştir. Öğretmenin katkısı görünmez, fark yaratması beklenmez.

Bu durumda öğretmen farkında olmadan şunu düşünmeye başlar: “Ben zaten elimden geleni yapıyorum.” Bu cümle ilk bakışta masumdur. Ama zamanla mesleki gelişimin önüne geçen bir kabule dönüşür. Çünkü ilerlemek için önce bulunduğun yerden rahatsız olman gerekir. Konfor alanı bu rahatsızlığı sürekli bastırır.

Mutlaka Oku: İdealist Öğretmen Nasıl Olmalı?

Konfor Alanı Öğretmeni Nasıl Çürütür?

Çürüme kelimesi sert gelebilir. Ama öğretmenlikte konfor alanının yarattığı etkiyi bundan daha iyi anlatan bir kelime de yok. Bu çürüme bir anda olmaz. Gürültülü değildir. Kimse fark etmez. En çok da öğretmenin kendisi.

Önce merak azalır. Yeni bir yöntem denemek, farklı bir şey okumak, kendini zorlamak gereksiz gelmeye başlar. “Zaten işe yaramaz” cümlesi sessizce yerleşir. Ardından öğrencilerle kurulan bağ zayıflar. Sınıf yönetilir ama sınıfla temas azalır. Öğretmen anlatır, öğrenciler dinler; ama gerçek bir etkileşim oluşmaz.

Bir süre sonra öğretmen, eskiden rahatsız olduğu şeyleri normalleştirmeye başlar. Sistemin aksaklıkları, mesleğin değersizleştirilmesi, öğretmenin karar süreçlerinden dışlanması… Hepsi “zaten böyle” diyerek geçiştirilir. Bu noktada konfor alanı artık güvenli bir yer değildir. Öğretmeni körelten, sesini kısmaya alışmasını sağlayan bir alana dönüşür.

En zor kısmı ise şudur: Öğretmen hâlâ işini yapıyordur. Dışarıdan bakıldığında bir sorun yoktur. Ama içeride, öğretmenlik kimliği yavaş yavaş aşınır. Heyecan kaybolur, meslek bir yük gibi hissedilmeye başlar. Çürüme tam da burada gerçekleşir; sessiz, görünmez ve uzun vadeli.

“Benim Yapabileceğim Bir Şey Yok” Cümlesi Nereden Geliyor?

Bu cümle çoğu öğretmenin diline bir anda yerleşmez. Yıllar içinde, küçük hayal kırıklıklarının birikmesiyle oluşur. Bir öneri dikkate alınmadığında, bir çaba karşılıksız kaldığında, bir sınır tekrar tekrar hatırlatıldığında öğretmen şunu öğrenir: Fazla ileri gitmemek gerekir.

Zamanla bu durum bir savunma mekanizmasına dönüşür. “Benim yapabileceğim bir şey yok” demek, sorumluluktan kaçmak değil; daha fazla yorulmamak için kendini koruma çabasıdır. Çünkü denemek enerji ister, karşılık görmemek yıpratır. Konfor alanı bu noktada devreye girer ve öğretmeni görünmez bir şekilde geri çeker.

Ancak bu cümle sürekli tekrarlandığında, geçici bir savunma olmaktan çıkar. Öğretmenin kendine biçtiği bir role dönüşür. Karar alamayan, etkisi sınırlı, sadece verilenle yetinen bir öğretmen profili oluşur. Bu noktadan sonra sorun sistemle sınırlı kalmaz; öğretmenin kendi iç sesi de değişir.

Konfor alanının en güçlü yanı tam da buradadır. Öğretmeni açıkça engellemez. Öğretmene, zaten yapabileceği bir şey olmadığına onu kendisi ikna ettirir.

Konfor Alanından Çıkmak İsteyen Öğretmen Ne Yaşar?

Konfor alanından çıkmak çoğu zaman cesur bir karar gibi anlatılır. Oysa öğretmenlikte bu adım genellikle cesaretle değil, bir rahatsızlıkla başlar. İçten içe büyüyen bir huzursuzluk, “böyle devam edemem” hissi ve kendine yöneltilen zor sorularla.

Bu sürecin ilk duygusu rahatlama değildir. Tam tersine, yalnızlık gelir. Çevredeki birçok kişi bu arayışı anlamaz. “Boşuna uğraşıyorsun”, “değmez”, “idare et” gibi cümleler sıklaşır. Öğretmen, alıştığı dengeden çıktıkça destek değil, mesafe görür.

Bir diğer zorlayıcı nokta belirsizliktir. Konfor alanı her şeyi önceden bildiğin bir yerdir. Dışına çıktığında neyle karşılaşacağını kestirmek zordur. Bu da öğretmeni yeniden geri dönmeye iter. Çünkü sistem, konfor alanından çıkan öğretmeni taşıyacak bir yapı sunmaz.

Bu yüzden konfor alanından çıkmak bir sıçrama değil, bir sürünme hâlidir çoğu zaman. Yavaş ilerler, yalnız ilerler ve bolca sorgulamayla ilerler. Ama öğretmen, ilk kez tekrar kendisiyle temas kurmaya başlar. Bu temas, sürecin en kıymetli ama en zor kısmıdır.

Konfor Alanı Değil, Güvenli Alan İnşa Etmek

Konfor alanı çoğu zaman güvenli alanla karıştırılır. Oysa ikisi aynı şey değildir. Konfor alanı, öğretmeni değişimden uzak tutar. Güvenli alan ise öğretmenin gelişmesine izin verir. Aradaki fark küçük gibi görünür ama öğretmenlikte belirleyicidir.

Güvenli alan, öğretmenin hata yapabildiği bir alandır. Sorguladığında dışlanmadığı, farklı düşündüğünde cezalandırılmadığı bir zemin sunar. Burada öğretmen, her şeyi kontrol etmek zorunda hissetmez. Öğrenmeye devam edebileceğini bilir.

Konfor alanında öğretmen kendini korur. Güvenli alanda ise kendini inşa eder. Bu yüzden mesele bulunduğu yeri terk etmek değil, bulunduğu yerde yeni bir duruş kurabilmektir. Aynı okulda, aynı sınıfta, aynı koşullarda kalıp başka bir öğretmen olmak mümkündür.

Öğretmen için asıl ihtiyaç duyulan şey daha fazla rahatlık değil, daha fazla anlamdır. Güvenli alan tam olarak bu ihtiyaca karşılık verir.

Mutlaka Oku: Öğretmenler İçin Güvenli Konuşma Alanı Nedir?

Her Öğretmen Aynı Yerde Kalmak Zorunda Değil

Öğretmenlikte çoğu zaman iki uç anlatılır. Ya her şeyi kabullenmek gerekir ya da her şeyi bırakmak. Oysa gerçek hayat bu kadar keskin değildir. Her öğretmen istifa etmek, okul değiştirmek ya da radikal kararlar almak zorunda değildir. Ama her öğretmen, aynı yerde kalıp aynı kişi olmak zorunda da değildir.

Konfor alanı çoğu zaman mekânsal bir şey gibi algılanır. Oysa asıl sıkışma zihinseldir. Aynı okulda, aynı sınıfta, aynı müfredatla çalışırken bile öğretmenin bakış açısı değişebilir. Rolünü, etkisini ve öğretmenlikten beklediğini yeniden tanımlayabilir.

Bu noktada önemli olan hız değil yön duygusudur. Öğretmen, küçük de olsa kendine ait bir hareket alanı açtığında ilerleme hissi yeniden oluşur. Bu bazen bir düşünce değişimiyle, bazen yeni bir öğrenme alanıyla, bazen de kendine ilk kez dürüst bir soru sormakla başlar.

Konfor alanı öğretmeni sabitler. Ama öğretmenlik, doğası gereği hareket isteyen bir meslektir. Hareket, her zaman dışarı doğru olmak zorunda değildir. Bazen içeride başlar.

Bir Sonraki Adımı Tek Başına Atmak Zorunda Değilsin

Konfor alanına sıkışmışlık hissi çoğu öğretmen için tanıdık. Ama bu hissi tek başına taşımak zorunda değilsin. Nerede durduğunu, neden ilerleyemediğini ve nasıl bir yol açabileceğini görmek bazen dışarıdan bir bakış gerektirir.

Eğer bu yazı sana bir yerden dokunduysa, sorular kafanda dönmeye başladıysa, bu süreci yalnız yürümek zorunda değilsin. Öğretmenlerin kendi yollarını daha net görebilmesi için verdiğim koçluk eğitimleri tam da bu sıkışmışlık hâlinden çıkış noktalarını birlikte düşünmek için var.

Ne yapman gerektiğini söyleyen değil, nerede olduğunu görmene yardımcı olan bir destek arıyorsan benimle iletişim sayfasından, WhatsApp üzerinden ya da telefon numaram üzerinden iletişime geçebilirsin.

Daha Fazla İçerik