Öğretmen Her Sorunu Çözmek Zorunda mı?

Alt Başlıklar

Öğretmenlik, çoğu zaman yalnızca ders anlatmakla sınırlı görülse de sınıfın içine girildiğinde gerçek çok daha farklıdır. Öğretmen; öğrencinin akademik zorlanmasını, davranış problemini, duygusal iniş çıkışını, aileden gelen baskıyı, veli beklentisini, idari talepleri ve sınıf içindeki görünmeyen birçok gerilimi aynı anda taşımaya çalışır.

Bu yüzden öğretmenlik mesleğinde en yorucu ezberlerden biri şudur:

“Öğretmen her soruna çözüm bulmalıdır.”

Ben bu ezberin öğretmenleri ciddi biçimde yorduğunu düşünüyorum. Çünkü öğretmen elbette öğrencisini görmeli, desteklemeli, yönlendirmeli ve sınıf içinde güvenli bir alan oluşturmalıdır. Fakat öğretmenin her problemi tek başına çözmesi mümkün değildir. Daha önemlisi, bunu ondan beklemek de adil değildir.

Öğretmen Her Şeyi Taşımak Zorunda Değildir

Öğretmenlik, güçlü bir sorumluluk duygusu gerektirir. Ancak sorumluluk duygusu ile her şeyi kendi üzerine almak aynı şey değildir.

Bir öğrencinin derse ilgisizliği öğretmeni ilgilendirir. Fakat bu ilgisizliğin arkasında aile içi sorunlar, ekonomik sıkıntılar, özgüven kaybı, akran zorbalığı, öğrenme güçlüğü ya da psikolojik destek gerektiren bir durum olabilir.

Öğretmen bu işaretleri fark edebilir. Öğrenciyle konuşabilir. Rehberlik servisine yönlendirebilir. Veliyle iletişim kurabilir. Sınıf içi düzenlemeler yapabilir.

Ama tüm bu sürecin tek sorumlusu öğretmen değildir.

Öğretmenin rolü, her sorunu çözmek değil; sorunu doğru fark etmek, kendi mesleki sınırları içinde destek olmak ve gerektiğinde doğru kişi ya da birimlere yönlendirebilmektir.

“İyi Öğretmen Her Şeye Yetişir” Ezberi Öğretmeni Tüketir

Öğretmenler çoğu zaman iyi öğretmen olmayı sınırsız fedakârlıkla karıştırmaya zorlanır. Her öğrenciyi toparlayan, her veliyi sakinleştiren, her krizi yöneten, her eksikliği kapatan, her soruya cevap veren öğretmen modeli yüceltilir.

Ama bu model gerçekçi değildir.

Çünkü öğretmen de insandır. Onun da bir kapasitesi, enerjisi, duygusal sınırı, zamanı ve dayanma gücü vardır. Sürekli “Ben çözmeliyim” duygusuyla hareket eden öğretmen bir süre sonra kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeye başlar.

Bu da zamanla şu duygulara dönüşebilir:

  • Sürekli yetersizlik hissi
  • Kendini suçlama
  • Mesleki tükenmişlik
  • Sınıfa karşı isteksizlik
  • Öğrenciye karşı sabrın azalması
  • “Ne yaparsam yapayım yetmiyor” duygusu

Burada asıl sorun öğretmenin eksikliği değildir. Asıl sorun, öğretmene insanüstü bir rol yüklenmesidir.

Öğretmenin Görevi Çözüm Makinesi Olmak Değil, Yol Açmaktır

Öğretmen öğrencinin hayatında çok güçlü bir etkiye sahip olabilir. Bazen bir cümlesiyle öğrencinin kendine bakışını değiştirir. Bazen fark ettiği bir davranış, öğrencinin destek almasını sağlar. Bazen kurduğu güvenli ilişki, öğrencinin okulda daha sağlam durmasına yardımcı olur.

Ama bu, öğretmenin her şeyin çözüm merkezi olduğu anlamına gelmez.

Öğretmen bir rehber olabilir.

Bir işareti fark eden kişi olabilir.

Öğrenciye güven veren yetişkin olabilir.

Sorunu görünür kılan kişi olabilir.

Doğru yere yönlendiren kişi olabilir.

Fakat her sorunun nihai çözücüsü olmak zorunda değildir.

Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü öğretmen kendi rolünü gerçekçi biçimde tanımladığında hem kendini daha az suçlar hem de öğrenciye daha sağlıklı destek sunar.

Her Sorunu Sahiplenmek Bazen Sorunu Daha da Büyütür

İyi niyetle yapılan en yaygın hatalardan biri, öğretmenin her sorunu kendi başına çözmeye çalışmasıdır. Öğrencinin aile sorununu öğretmen üstlenir. Davranış problemini tek başına çözmeye çalışır. Velinin beklentisini sürekli telafi eder. Okul içindeki eksikleri kendi emeğiyle kapatmaya uğraşır.

İlk bakışta bu fedakârlık gibi görünür. Fakat uzun vadede hem öğretmeni yorar hem de sorunun doğru kişilerle ele alınmasını geciktirebilir.

Bazı konular rehberlik servisinin alanıdır.

Bazı konular aileyle birlikte değerlendirilmelidir.

Bazı konular okul yönetiminin sorumluluğundadır.

Bazı konular uzman desteği gerektirir.

Bazı konular ise öğretmenin sınıf içinde tek başına çözebileceği sınırın çok ötesindedir.

Öğretmenin bunu fark etmesi bir kaçış değildir. Tam tersine, mesleki olgunluktur.

Öğretmen Nerede Duracağını Bilmelidir

Öğretmenlikte en önemli becerilerden biri, nerede devreye girileceğini ve nerede yönlendirme yapılacağını bilmektir.

Öğrenci derste zorlanıyorsa öğretmen yöntem değiştirebilir, ek açıklama yapabilir, öğrenme sürecini destekleyebilir.

Öğrenci sınıf düzenini bozuyorsa öğretmen sınır koyabilir, davranışın etkisini gösterebilir, sınıf içi düzeni koruyabilir.

Öğrenci sürekli içine kapanıyorsa öğretmen bunu gözlemleyebilir, uygun bir dille öğrenciyle konuşabilir, rehberlik birimiyle paylaşabilir.

Veli sürekli öğretmenin özel zamanına müdahale ediyorsa öğretmen iletişim sınırı koyabilir.

İdari talepler öğretmenin kapasitesini aşıyorsa öğretmen önceliklendirme isteyebilir.

Yani öğretmen tamamen geri çekilmez. Ama her şeyi kendi omuzlarına da almaz.

Sağlıklı öğretmenlik, bu dengeyi kurabilmekle mümkündür.

Yardım İstemek Öğretmeni Zayıflatmaz

Öğretmenlik kültüründe bazen yardım istemek zayıflık gibi algılanır. Sanki iyi öğretmen her şeyi kendi başına halletmeliymiş gibi bir beklenti vardır. Oysa yardım istemek, öğretmenin yetersiz olduğunu göstermez. Aksine, sorumluluğunu daha bilinçli taşıdığını gösterir.

Bir öğretmen rehberlik servisiyle konuşabilir.

Meslektaşından fikir alabilir.

Okul yönetimiyle sınırlarını paylaşabilir.

Veliyle daha net bir iletişim çerçevesi kurabilir.

Gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapabilir.

Bu adımlar öğretmenin otoritesini azaltmaz. Tam tersine, öğretmenin kendi rolünü daha doğru konumlandırmasını sağlar.

Çünkü öğretmen tek başına bir sistem değildir. Eğitim, birlikte yürütülmesi gereken bir süreçtir. Öğretmenin her şeyi kendi başına çözmeye çalışması, çoğu zaman sistemin eksiklerini görünmez hâle getirir.

Öğretmen Kendini Kurtarıcı Rolünden Çıkarmalıdır

Öğretmenin öğrencisini önemsemesi çok değerlidir. Fakat önemsemek ile kendini kurtarıcı rolüne sokmak arasında ince bir çizgi vardır.

Kurtarıcı rolündeki öğretmen, öğrencinin her sorununu kendi sorunu gibi taşır. Çözüm olmadığında kendini suçlar. Öğrencinin değişmemesini kendi başarısızlığı gibi görür. Velinin memnuniyetsizliğini kişisel algılar. Sistemin eksiklerini kendi emeğiyle kapatmaya çalışır.

Bu rol, öğretmeni içeriden tüketir.

Oysa öğretmen öğrencinin hayatında güçlü bir destek figürü olabilir; ama öğrencinin hayatındaki tüm yükleri taşıyamaz. Öğrencinin ailesinin, okul yönetiminin, rehberlik biriminin, eğitim sisteminin ve bazen uzmanların da sorumluluğu vardır.

Öğretmenin kendini bu büyük yükün tek taşıyıcısı olarak görmesi, hem kendisine hem de öğrenciye zarar verebilir.

Öğretmenin Sınır Koyması Öğrenciden Vazgeçmek Değildir

Bazı öğretmenler sınır koyduğunda ya da bir sorunu yönlendirdiğinde öğrenciden vazgeçmiş gibi hisseder. Oysa bu doğru değildir.

Bir öğretmenin “Bu konuda tek başıma yeterli değilim” demesi vazgeçmek değildir.

“Bu durum rehberlik birimiyle birlikte ele alınmalı” demesi ilgisizlik değildir.

“Bu iletişimi belirli saatler içinde sürdürebilirim” demesi duyarsızlık değildir.

“Bu sorumluluğu tek başıma taşıyamam” demesi zayıflık değildir.

Bunların hepsi sağlıklı sınırdır.

Öğretmen sınır koyduğunda öğrenciyi, veliyi ya da mesleğini reddetmez. Kendi rolünü daha gerçekçi ve sürdürülebilir hâle getirir.

Öğretmenin Gücü Her Şeyi Çözmesinde Değil, Doğru Yerde Durmasındadır

Öğretmenlikte asıl güç, her soruna çözüm bulmakta değildir. Asıl güç; sorunu fark etmekte, öğrenciyi görmezden gelmemekte, kendi sınırlarını bilmekte ve gerektiğinde doğru desteği devreye sokabilmektedir.

Bir öğretmen her şeyi çözemeyebilir. Ama öğrencisine şunu hissettirebilir:

“Ben seni görüyorum.”

“Bu durumu önemsiyorum.”

“Bunu tek başıma çözmesem de doğru şekilde ele almaya çalışıyorum.”

“Senin için sağlıklı olan desteğe ulaşman önemli.”

Bu yaklaşım, öğretmeni tüketmeden öğrenciyi desteklemenin daha sağlıklı bir yoludur.

Çünkü öğretmenlik, kendini yok ederek yapılan bir meslek olmamalıdır. Öğretmenin varlığını koruyabildiği, sınırlarını bildiği, destek alabildiği ve mesleğini sürdürülebilir biçimde yapabildiği bir alan hâline gelmelidir.

Koç Öğretmen Eğitimi ile Bu Yükü Daha Sağlıklı Taşımayı Öğrenin

Öğretmen her sorunu çözmek zorunda değildir. Fakat hangi soruna nasıl yaklaşacağını, nerede duracağını, ne zaman yönlendirme yapacağını ve kendi sınırlarını nasıl koruyacağını bilmek zorundadır.

Koç Öğretmen Eğitimi, öğretmenlerin bu farkındalığı geliştirmelerine destek olur. Öğretmenlerin yalnızca öğrenciyi anlamasına değil; kendi mesleki rolünü, sınırlarını, iletişim biçimini ve taşıdığı görünmeyen yükleri daha net görmesine alan açar.

Eğer öğretmenlik sürecinde kendinizi sürekli herkese yetişmeye çalışan, her sorunu çözmek zorundaymış gibi hisseden ya da çözemedikçe kendini suçlayan bir yerde buluyorsanız, Koç Öğretmen Eğitimi size daha güçlü, daha sağlıklı ve daha sürdürülebilir bir öğretmenlik duruşu kazandırabilir.

Daha Fazla İçerik