Öğretmen Öğrenciyi Anlamaya Nereden Başlamalı?

Alt Başlıklar

Öğretmenlikte en sık karşılaşılan sorulardan biri şudur: “Bu öğrenci neden böyle davranıyor?”

Dersi dinlemeyen, sürekli araya giren, arkadaşlarıyla çatışan, içine kapanan, sorumluluk almaktan kaçan ya da öğretmeni zorlayan bir öğrenciyle karşılaşıldığında çoğu zaman ilk refleks davranışı durdurmaya çalışmak olur. Bu anlaşılır bir tepkidir. Çünkü öğretmen sınıfın düzenini, dersin akışını ve diğer öğrencilerin öğrenme hakkını korumak zorundadır.

Fakat öğrenciyi gerçekten anlamak istiyorsak sadece görünen davranışa bakmak çoğu zaman yeterli olmaz. Çünkü davranış, çoğu zaman öğrencinin iç dünyasında, aile yaşamında, akran ilişkilerinde, okul deneyiminde ya da öğrenme sürecinde yaşadığı bir şeyin dışa vurumudur.

Bu yüzden öğretmen öğrenciyi anlamaya “Bu çocuk neden böyle?” sorusuyla değil, “Bu davranış bana ne anlatıyor olabilir?” sorusuyla başlamalıdır.

Öğrenciyi Anlamak Davranışı Onaylamak Değildir

Öğrenciyi anlamaya çalışmak, onun her davranışına izin vermek anlamına gelmez. Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü bazı öğretmenler, öğrenciyi anlamaya çalıştığında sınır koymakta zorlanacağını düşünebilir. Oysa anlamak ile onaylamak aynı şey değildir.

Bir öğrencinin derste konuşmasının arkasında dikkat çekme ihtiyacı olabilir. Bu ihtiyacı görmek, derste sürekli konuşmasına izin vermek anlamına gelmez.

Bir öğrencinin öfkesinin arkasında kaygı, yetersizlik hissi ya da evde yaşadığı bir sorun olabilir. Bunu fark etmek, arkadaşına zarar veren bir davranışı kabul etmek anlamına gelmez.

Öğretmen hem öğrenciyi anlamaya çalışabilir hem de sınıfın sınırlarını koruyabilir. Hatta sağlıklı öğretmenlik tam olarak bu dengede başlar. Öğrencinin ihtiyacını görmek, ama davranışın sınıf düzenini bozmasına izin vermemek öğretmenin mesleki duruşunu güçlendirir.

İlk Adım Davranışın Arkasındaki İhtiyacı Görmektir

Öğrenciyi anlamaya başlamak için önce davranışın kendisine değil, davranışın arkasındaki ihtimallere bakmak gerekir.

Bir öğrenci derse katılmıyorsa sadece “ilgisiz” olmayabilir. Konuyu anlamadığı için geri çekiliyor olabilir. Hata yapmaktan korkuyor olabilir. Sınıfta konuştuğunda alay edilmekten çekiniyor olabilir. Evde yaşadığı bir durum nedeniyle zihinsel olarak derste kalmakta zorlanıyor olabilir.

Bir öğrenci sürekli dikkat çekiyorsa sadece “yaramaz” olmayabilir. Görülmeye, duyulmaya, fark edilmeye ihtiyaç duyuyor olabilir. Sınıf içinde kendine bir yer açmaya çalışıyor olabilir.

Bu noktada öğretmenin soracağı soru değişmelidir:

“Bu davranışı nasıl hemen durdururum?” yerine “Bu davranış hangi ihtiyacı görünür kılıyor?” sorusu daha derin bir kapı açar.

Bu soru, öğretmenin öğrenciyi etiketlemesini engeller. Çünkü etiketler çoğu zaman anlamayı durdurur. “Tembel”, “saygısız”, “problemli”, “ilgisiz” gibi ifadeler öğretmene kısa yoldan bir açıklama sunar; fakat öğrenciyi gerçekten görmeyi zorlaştırır.

Öğretmen Önce Kendi Tepkisini Fark Etmelidir

Öğrenciyi anlamanın önemli bir kısmı, öğretmenin kendi iç tepkisini fark etmesiyle başlar. Çünkü bazı öğrenci davranışları öğretmende öfke, çaresizlik, yetersizlik, kırgınlık ya da kontrol kaybı hissi oluşturabilir.

Bir öğrenci öğretmeni dinlemediğinde öğretmen bunu “Bana saygı duymuyor” diye okuyabilir. Bir öğrenci sürekli itiraz ettiğinde “Beni sınıfın önünde zorluyor” diye düşünebilir. Bir öğrenci derse katılmadığında “Ben ne yaparsam yapayım işe yaramıyor” duygusuna kapılabilir.

Bu duygular insani duygulardır. Öğretmenin bunları hissetmesi yanlış değildir. Ancak öğretmen kendi duygusunu fark etmeden hareket ettiğinde, öğrencinin davranışına değil, kendi tetiklenen duygusuna tepki verebilir.

Bu yüzden öğrenciyi anlamaya çalışırken öğretmen kendine şu soruları sorabilir:

  • Bu davranış bende hangi duyguyu oluşturuyor?
  • Bu öğrencinin davranışını kişisel algılıyor olabilir miyim?
  • Şu an gerçekten öğrenciyi mi görüyorum, yoksa kendi yorgunluğumla mı tepki veriyorum?
  • Bu durumda daha sakin kalabilmek için neye ihtiyacım var?

Bu sorular öğretmeni zayıflatmaz. Tam tersine, öğretmenin daha bilinçli ve daha güçlü bir yerden tepki vermesini sağlar.

Öğrencinin Yaşam Koşullarını ve Gelişim Dönemini Dikkate Almak Gerekir

Öğrenci sınıfa yalnızca defteriyle, kitabıyla, çantasıyla gelmez. Evde yaşadıklarıyla, arkadaş ilişkileriyle, kaygılarıyla, korkularıyla, beklentileriyle ve görünmeyen yükleriyle gelir.

Bazen bir öğrencinin derse ilgisiz görünmesinin arkasında akademik yetersizlik hissi vardır. Bazen öfkesinin arkasında evde duyulmamış olmak vardır. Bazen sessizliğinin arkasında dışlanma korkusu vardır. Bazen sürekli espri yapmasının arkasında kabul görme ihtiyacı vardır.

Elbette öğretmen her öğrencinin hayatındaki tüm sorunları bilmek ya da çözmek zorunda değildir. Zaten bu mümkün de değildir. Fakat öğrencinin davranışını yalnızca o anki sınıf görüntüsüyle değerlendirmek, öğretmenin bakışını daraltabilir.

Öğrencinin yaşı, gelişim dönemi, aile yapısı, akran ilişkileri, özgüven düzeyi ve okul deneyimi davranışlarını etkileyebilir. Öğretmen bu geniş çerçeveyi gördüğünde, davranışı daha doğru okumaya başlar.

Gözlem Yapmadan Hızlı Yargıya Varmamak Önemlidir

Öğrenciyi anlamanın en önemli yollarından biri düzenli gözlemdir. Çünkü tek bir davranış her zaman doğru bilgi vermez. Öğrencinin hangi durumlarda zorlandığını, hangi ortamlarda daha rahat olduğunu, hangi kişilerle sorun yaşadığını ya da hangi etkinliklerde daha çok katılım gösterdiğini izlemek gerekir.

Örneğin bir öğrenci her derste mi dikkatsiz, yoksa sadece belli derslerde mi zorlanıyor?

Sadece öğretmen konuşurken mi araya giriyor, yoksa grup çalışmalarında da aynı davranışı gösteriyor mu?

Arkadaşlarıyla birlikteyken mi daha hareketli, yoksa bireysel çalışmalarda mı daha dağınık?

Bu tür gözlemler öğretmene davranışın örüntüsünü gösterir. Örüntü görülmeden yapılan yorumlar çoğu zaman eksik kalır. Bu yüzden öğrenciyi anlamak bazen hemen konuşmakla değil, bir süre dikkatle gözlemlemekle başlar.

Öğrenciyle Konuşurken Güvenli Bir Alan Açmak Gerekir

Gözlemden sonra öğrenciyle kurulacak kısa, sakin ve yargısız konuşmalar çok kıymetlidir. Fakat bu konuşmalar sorgu gibi olmamalıdır. Öğrenci kendini savunmaya geçerse öğretmenin anlamaya çalıştığı kapı kapanabilir.

“Sen neden böylesin?”

“Niye dersi dinlemiyorsun?”

“Bu davranışlarını ne zaman düzelteceksin?”

Bu tür sorular öğrenciyi açıklama yapmaya değil, kendini korumaya iter.

Bunun yerine daha açık ve daha güvenli cümleler kurulabilir:

“Son günlerde derste zorlandığını fark ediyorum. Bununla ilgili konuşmak ister misin?”

“Bugün sınıfta seni biraz gergin gördüm. Seni zorlayan bir şey mi var?”

“Derse katılmakta zorlandığını görüyorum. Bunu birlikte nasıl kolaylaştırabiliriz?”

Bu dil öğrenciyi suçlamaz. Öğretmenin onu gördüğünü hissettirir. Her öğrenci hemen açılmayabilir, her konuşma anında sonuç vermeyebilir. Fakat öğretmenin bu dili zamanla öğrencide güven duygusu oluşturur.

Öğretmenin Anlama Çabası Sınıf İklimini Değiştirir

Öğrenciyi anlamak her sorunu bir anda çözmez. Bir öğrenciyi anlamaya çalıştığınızda sınıftaki tüm davranış problemleri ortadan kalkmaz. Fakat öğretmenin bakışı değiştiğinde sınıfın iklimi de değişmeye başlar.

Öğrenci, öğretmenin onu yalnızca davranışıyla değerlendirmediğini hissettiğinde direnç azalabilir. Kendini daha güvende hissedebilir. Öğretmenle güç mücadelesine girmek yerine ilişki kurmaya daha açık hâle gelebilir.

Bu da öğretmenin sınıf içindeki etkisini artırır. Çünkü öğrenciler yalnızca kurallara değil, kendilerini gören yetişkinlere de ihtiyaç duyar. Öğretmen öğrenciyi anlamaya çalıştığında otoritesini kaybetmez. Aksine, daha sağlam ve daha insani bir otorite kurar.

Koç Öğretmen Eğitimi ile Öğrenciyi Daha Derinden Anlamayı Öğrenin

Öğrenciyi anlamak yalnızca sezgisel bir beceri değildir. Gözlem yapmayı, doğru soru sormayı, kendi duygusal tepkilerini fark etmeyi, davranışın arkasındaki ihtiyacı okumayı ve sınıf içinde sağlıklı bir iletişim dili kurmayı gerektirir.

Koç Öğretmen Eğitimi, öğretmenlerin öğrencileriyle kurdukları ilişkiye daha bilinçli bir yerden bakmalarına destek olur. Öğretmen bu süreçte yalnızca öğrencinin davranışını değil, kendi mesleki duruşunu, iletişim biçimini ve sınıf içindeki etkisini de daha net görmeye başlar.

Eğer öğrencilerin davranışlarını daha doğru okumak, sınıf içinde daha sağlıklı ilişkiler kurmak ve öğretmenlik pratiğinizi daha bilinçli bir zemine taşımak istiyorsanız Koç Öğretmen Eğitimi programımı inceleyebilirsiniz.

Daha Fazla İçerik